Aliexpress TR

Bazı filmler vardır, kimisinden ders çıkarır, kimisini de izledikten sonra hayata bakış açımız tamamen değişir. İzlemeniz gereken unutulmaz filmler neler mi? Gelin beraber göz atalım.

-1-

Akıl Defteri – Memento (2001)

Yönetmen: Christopher Nolan
Kahramanımız Leonard Shelby, pahalı takım elbiseler giyer, son model bir Jaguar kullanır, bunun yanında ucuz, tanınmamış motellerde konaklar ve ödemelerini hep nakit parayla gerçekleştirir. Başarılı bir iş adamı görüntüsündedir, ancak Leonard’ın tek hedefi karısını öldüren adamı bulup intikam almaktır ama aynı zamanda Leonard’ın nadir görülen ve tedavisi olmayan bir hafıza kaybı hastalığı vardır. “Kaza” oncesi olayları tüm ayrıntılarına kadar hatırlayabilen Leonard, 15 dakika önce ne olduğunu, ne yaptığını, nereye gittiğini ve neden gittiğini bilememektedir.

-2-

Altıncı His – The Sixth Sense (2000)

Yönetmen: M. Night Shyamalan
Sekiz yaşında bir çocuk olan Cole Sear duru görüsü açık ve karanlık güçlerin etkisi altındadır. Zaman zaman hayaletler tarafından ziyaret edilen bu çocuk, gölgelerin arasından ortaya çıkan hayaletlerle kendi iradesi dışında bağlantılar kurmakta ve bu durumdan çok korkmaktadır. Kendisinde normal ötesi bir takım güçlerin var olduğunun farkına varan küçük çocuk bunların sebebini anlayamadığı gibi çektiği acıları da çocuk psikoloğu Malcolm Crowe’un dışında hiç kimseye anlatamamaktadır. Ancak küçük hastasındaki doğaüstü yeteneklerin gerisindeki esrar perdesini aralamaya çalışan psikoloğun çalışmaları ilerledikçe her ikisinde de bir takım korkutucu ve açıklanamaz gelişmeler başlayacaktır.

-3-

Aşk ve Gurur – Pride & Prejudice (2006)

Yönetmen: Joe Wright
Jane Austen’ın 1813’te yayımlanan Gurur ve Önyargı kitabından uyarlanan Hikaye George dönemi İngilteresi’nde taşralı bir beyefendinin kızı olan Elizabeth Bennett ile varlıklı ve soylu toprak sahibi Fitzwilliam Darcy arasındaki çatışmayı anlatır. Gerçi Jane Austen bu iki karakteri birbirlerinin tuzağına düşmüş kişiler gibi sunar, ama bu ilk izlenimi tersine çevirmekte de gecikmez. Soylu bir aileden gelen ve önemli bir servet sahibi olan Darcy, Elizabeth’in ailesinin soylu olmayışı nedeniyle mesafeli davranır. Elizabeth’in davranışında da hem özsaygının uyandırdığı gurur hem de Darcy’nin züppeliği karşı­sındaki öfkesi etkili olur. Zeki ve coşkulu Elizabeth yalnızca Aus­ten’ın en çok sevdiği kadın kahramanı değil, aynı zamanda tüm İngiliz edebiyatının en çok ilgi uyandıran kadın roman kişiliklerinden biridir.

-4-

Baba – The Godfather (1973)

Yönetmen: Francis Ford Coppola
Mario Puzo’nun çok satan kitabından Puzo ve yönetmen Francis Ford Coppola tarafından sinemaya uyarlanan eser, 40’lar ve 50’lerin Amerika’sında, bir İtalyan mafya ailesinin destansı öyküsünü konu alıyor ve Baba filminin serileri başlamış oluyor.

-5-

Boleyn Kızı – The Other Boleyn Girl (2008)

Yönetmen: Justin Chadwick
Mary Boleyn (Scarlett Johansson), on dört yaşında, masum bir kız olarak kraliyet sarayına geldiğinde Kral VII. Henry’nin (Eric Bana) gözlerini kamaştırır. Kralın sonsuz ilgisi karşısında tüm varlığı alt üst olan Mary’nin krala olan aşkı her geçen gün artarken, apaçık yaşanan bu aşkın beraberinde sarayın taçsız kraliçesi olarak görülmeye başlanır. Zamanla kralın ilgisini kaybetmeye başlayan Mary, karşısında rakip olarak kardeşi Anne (Natalie Portman)’i bulacaktır. Tüm bunlar karşısında, ailesinin hırslı oyunlarında bir piyon haline gelmiş olduğunu ve saray hayatının tehlikeli entrikalarını fark eden Mary, ailesinin isteği üzerine kardeşinin krala yakınlaşmasına yardım eder ve olanları soğukkanlılıkla izlemeye devam eder; Anne’i kraliçeliğe götürecek yolda bile sesini çıkarmayacaktır. Mary’nin krala karşı tutkulu aşkı ve Anne’in içten sevgisi arasında rekabet artarken, İngiltere de bu iki aşkın ortasında ikiye bölünme yolundadır.

-6-

Çizgili Pijamalı Çocuk – The Boy in the Striped Pyjamas (2008)

Yönetmen: Mark Herman
İkinci Dünya Savaşı sırasında geçen filmde Nazi Almanya’sı Bruno’nun babasını görevli olarak Polonya’ya gönderir. Bruno, kasabadaki toplama kampının tel örgülerinin öbür yanındaki bir çocukla arkadaş olur. Ancak iki çocuk arasında gelişen bu dostluk, özellikle oğlunun bu kampla ilgili gerçeği öğreneceğinden kuşkulanan Alman annenin (Vera Farmiga) endişelerini artıracaktır. Bruno ve ailesinin yeni evleri bir buçuk milyon Yahudinin Nazilerce öldürüldüğü Auschwitz toplama ve yoketme kampının bitişiğindedir.

-7-

Çıldırış – The Jacket (2005)

Yönetmen: John Maybury
Jack Starks, Körfez Savaşı sırasından başından ağır yaralanmasına rağmen hayatta kalabilmiş eski bir askerdir. İyileşmesine rağmen sürekli hafıza problemleri yaşayan Jack, onunla ilgilenecek hiç yakını da olmadığı için bu krizleri daha da ağır geçirmektedir. Son çare olarak doğduğu kasabaya, Vermont’a geri dönmeye karar verir. Otostopla yoluna devam eden Jack, arabası bozulmuş sarhoş bir kadına yardım eder. Kadının 8 yaşında bir kızı vardır. Kanada sınırını geçmek üzere yol alan bir adam tarafından arabaya alınırlar ve biraz ileride polis kontrolü ile karşılarşırlar.Jack’in gelgitlerle dolu hafızasındaki son görüntüler bunlardır. Kendine geldiğinde bir akıl hastanesine hapsedildiğini fark eden genç adam, bir polis memurunu öldürmekle suçlanmaktadır. Olayla ilgili hiçbir şey hatırlamayan Jack, kendisine deneysel ilaçlar verip işi daha da çıkılmaz hale getiricek olan Dr. Becker’ın hastası olmuştur.

-8-

Deja Vu – Déjà Vu (2006)

Yönetmen: Tony Scott
Kısaca Deja Vu olarak bilinen olayın rahatsız edici gizemini herkes bir şekilde deneyimlemiştir. Birisiyle yeni tanıştığınızda sanki onu yıllardır tanıyormuş gibi bir hisse kapılırsınız. Veya herhangi bir yere ilk defa gittiğiniz halde sanki orada daha önce bulunmuş gibi hissedersiniz. Kısacası Deja Vu adı verilen duyguyu bilmeyen yoktur. Yapımcı Jerry Bruckheimer ve yönetmen Tony Scott’un aksiyon-gerilim çalışmasında deja vu duygusu başroldedir. İnsanların hayatını paramparça eden bir suç olayını araştırmakta olan ATF ajanı Doug Carlin’e (Denzel Washington) hiç umulmadık bir anda rehberlik eder. New Orleans’taki bir feribota konulan bombayla meydana gelen büyük patlamanın ardından kanıt toplaması için çağrılan Carlin, insanların beyninin içindeki “deja vu”ların herşeyden daha güçlü olduğunu keşfeder. Bu da, yüzlerce masum insanın hayatını kurtarmak için beyninin en derin karmaşasında yolculuğa çıkmasına neden olur.

-9-

Diriliş – The Revenant (2016)

Yönetmen: Alejandro González Iñárritu
Senaryo Michael Punke’nin 2002’de yayınlanan aynı adlı romanından uyarlanarak Iñárritu ve Mark L. Smith tarafından yazılmış olan ve filmde sınır sakini Hugh Glass’ın (1780–1833) hayatından esinlenmiştir. Hugh Glass kürkleri için hayvanları avlayan bir kuruluş için çalışan deneyimli bir tuzakçıdır. Fakat avlandıkları bölgelerde kendilerinden başka hem yerli Kızılderililer hem de Fransız birlikleri kol gezmektedir ve bir av ertesinde bir boz ayı tarafından ölümcül bir biçimde yaralanan Glass’ı, yavaşlamamak adına ekibi ölüme terk eder. Fakat bölgeyi herkesten iyi bilen avcı Glass hayata tutunur ve yavaş da olsa yaraları iyileşir. Zira yaşama tutunması için oldukça geçerli bir sebebi vardır.

-10-

Dövüş Kulübü – Fight Club (1999)

Yönetmen: David Fincher
Chuck Palahniuk tarafından yazılmış olan aynı isimli roman üzerinden çekilen bu kült filmde iki kural vardır. Birinci kural: Hiçbir zaman “Dövüş Kulübü üzerinden konuşamazsın!”. İkinci kural: Hayatın boyunca hiçbir zaman “Dövüş Kulübü üzerinden konuşamazsın!”. Jack, hayatın sıradanlığına kapılmış bir sigorta memurudur. Uzun bir süredir ‘insomnia’ yani uykusuzluk hastalığından şikayetçidir. Kendi psikolojik sıkıntılarından kurtulabilmek adına grup terapilerine katılmaktadır. Terapiler esnasında Marla adında bir kızla tanışır. Bir süre sonra da hayatını değiştirecek olan Tyler Durden ile… Durden, Jack’in ulaşmak istediği tüm hedeflere ulaşmış olan bir adamdır ve Jack’i asla hakkında konuşulmaması gereken bir organizasyon olan ‘Dövüş Kulübü’ ile tanıştıracaktır.

-11-

Er Ryan’ı Kurtarmak – Saving Private Ryan (1998)

Yönetmen: Steven Spielberg
II. Dünya Savaşı konulu filmide Normandiya çıkarmasının yapıldığı 6 haziran 1944 günü küçük bir askeri birlik farklı bir göreve yönlendirilir. Düşman bölgesine sızarak paraşütçü er James Ryan’ı kurtarmaları istenmektedir. Dört çocuk annesi bir anne İkinci Dünya Savaşı’nda kaybettiği üç oğlunun ardından fazlasıyla yaralanmıştır. Şimdi tek dileği hayatta kalan tek oğlunun savaştan sağ salim dönmesidir. Yakarışları karşılık bulur ve başkan tarafından verilen bir emirle James Ryan’ın ne pahasına olursa olsun bu savaştan sağ çıkması sağlanacaktır.

-12-

Esaretin Bedeli – The Shawshank Redemption (1995)

Yönetmen: Frank Darabont
Genç ve başarılı bir bankacı olan Andy Dufresne, karısını ve onun sevgilisini öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkum edilir ve Shawshank hapishanesine gönderilir. Burada başta Red olmak üzere yeni arkadaşlar edinir. Hapishane yaşamını uyum sağlamaya çalışırken diğer yandan da bilgisi ve kültürüyle etrafındaki insanları etkilemeyi başaracaktır.

-13-

Forrest Gump (1994)

Yönetmen: Robert Zemeckis
Romandan uyarlanan filmde düşük I.Q. sahibi Forrest Gump’ın sıradışı yaşadıklarını ve hayatının aşkı olan Jenny ile tanışmasını anlatıyor. Gump aralarında Elvis Presley, Kennedy, Nixon’ın da olduğu tarihsel kişilerle kaza eseri tanışır ve 50’lerden 70’lerin sonuna kadar gelen bir süre zarfında olaylar gelişir ve tamamen tesadüf olarak Vietnam savaşına ve Amerikan yakın tarihinin önemli olaylarına şahitlik eder ve hatta rol alır. Ancak bilmeden yaptıklarının ne kadar önemli sonuçları olduğundan da haberi yoktur.

-14-

Gazap Ateşi – Man On Fire (2004)

Yönetmen: Tony Scott
Yıllar önce ordudaki özel bir birlikte görev alan Creasy, bu günlerden kalan kötü anılarını silmekte ve yeni hayatına adapte olmakta zorlanmaktadır. Geleceği belirsiz bir haldeyken Meksika sınırında eski arkadaşı Rayburn ile karşılaşır ve bu sayede bir koruma görevlisi olarak bir iş bulur.

-15-

Guguk Kuşu- One Flew Over The Cuckoo’s Nest  (1975)

Guguk Kuşu Jack Nickolson’ın adeta oyunculukta destan yazdığı, muhteşem bir senaryoya sahip bir sinema klasiğidir. Tutuklu olduğu cezaevinden kurtulmak için deli taklidi yapan Randle P. McMurphy adlı kişinin dramını başarıyla beyazperde’ye aktaran aktör, gerçekten üstün bir performans sergiliyor. aykırı tavırları cezaevi yetkililerinin gözüne batmaya başlayınca bir süre sonra teşhis için akıl hastanesine gönderilir ve deli olduğuna kanaat getirilir. yeni meskeni, olan Randle hastanede kurallarına uymaması ve arkadaşları ile olan ilişkileri ile dikkatleri üzerine çeker. Kısa süre içinde soğuk tavırlı, suratsız, otoriter bir görevli olan hemşire Ratched, Randle’ı yakın takibe alır ve her hareketini izlemeye başlar.

-16-

Köstebek – The Departed (2006)

Yönetmen: Martin Scorsese
Hikayemiz Massachusetts Eyalet Polisi’nin şehrin en büyük suç organizasyonunu çökertmek için geniş çaplı bir mücadele başlattığı Güney Boston’da geçiyor. mafya ve polis teşkilatı arasında geçen savaşın köstebeklerle dahada karmaşık hale gelmesi uzun yıllardan beri mafya tarafından, polis teşkilatına sızmak üzere yetiştirilen adamlar son derece iyi pozisyonlardadırlar teşkilat bünyesinde. Aynı şekilde polisin aynı amaçla yetiştirdiği adamları da mafya içinde cirit atmaktadırlar. Ancak vakit her şeyin açığa çıkma vaktidir. Her iki cephede de köstebeklerin var olduğu anlaşıldığında köstebeklerin ölümle burun buruna gelecekleri macera başlayacaktır.

-17-

Kelebek Etkisi – The Butterfly Effect (2004)

Yönetmenler: Eric Bress, J. Mackye Gruber
Çocukluğundan gelen korkunç hatıralarıyla mücadele etmek zorunda kalan genç bir adam zaman içinde geçmişe yolculuk yapabildiğini ve olayları değiştirebildiğini keşfeder. Ne var ki her değişiklik hem kendi hayatını hemde çevresindeki insanların hayatını büyük ölçüde değiştirmektedir.

-18-

Kuzuların Sessizliği – The Silence Of The Lambs (1991)

Yönetmen: Jonathan Demme
Akademiden başarıyla mezun olmuş genç FBI ajanı Clarice Starling, kurbanlarının derilerini yüzen sapık bir katilin elinden bir kadını kurtarmaya çalışır. Clarice, katile ulaşmak için başka bir psikopat olan ünlü doktor Hannibal Lecter ile yakınlaşır.

-19-

Koku: Bir Katilin Hikayesi – Perfume: The Story of a Murdere (2007)

Yönetmen: Tom Tykwer
Filmde olaylar 18. Yüzyıl da Fransa’da geçmektedir. Sefalet, açlık ve pislik içersinde yüzen Paris halkının içersinden alınan kesitlerle başlar olaylar. jean-Baptiste Greenouille bir balık satıcısı kadının oğlu olarak tezgah arkasında çöplerin arasında doğar ve Annesi onu çöplerin arasına atmışdır. Lakin Jean yaşar ve bir yetimhanede büyür. Güçlü bir koku alma yeteneği olduğunu çok geçmeden farkeder. Gençlik döneminde tabakhanede çalışmaya başlayan Jean, şehire indiği günlerden birinde güzel bir genç kızın kokusunun büyüsüne kapılır ve onu takip eder. Bir süre sonra kıza ulaştığında kız korkar ve çığlık atar. endişelenen Jean da panik içinde onun ağzını elleriye kapar. ve kızın boğularak ölmesine yol açar. Jean burada kızın her yerini koklayarak güzelliğin ve ölümün kokusunu içine sindirir. Paris’in o dönemki parfüm endüstrisi liderlerinden Giuseppe Baldini diğer üreticilerle rekabet içindedir. Jean onun dükkânını görmüş ve bu koku imparatorluğuna hayran kalmıştır. Bir gün tabaklanmış derileri Baldini’ye getiren Jean ona Paris’in en iyi burnunun kendisi olduğunu söyler. Baldini önce inanmaz ancak Jean rakip üreticinin mamulünü kısa bir sürede üretince şaşırır. Bir süre sonra da Jean ona mükemmel kokular üreterek yanında çalışmaya başlar. Ancak Jean’ın artık bir hedefi vardır. Herşeyin kokusunu esir edebilmek. Baldini’den bunu ona öğretmesini ister. Güllerden imbiklerle koku üretimini gören Jean her şeyin kokusunu bu sayede çıkarabileceğini düşünür. Lakin işler umduğu gibi gitmez. İmbikte kaynatıp damıtmayı denediği cam ve kedinin kokusunu alamaz. Baldini o sırada ona koku konusunda efsaneyle karışık bilgiler vermiştir. 12 ana kokudan, bunların vereceği hissiyattan ve birleşecekleri 13. koku ile oluşturacakları mükemmeliyetden bahsetmektedir. Bu konuşma Jean’a yeni amacını gösterir.

-20-

Leon Sevginin Gücü – Leon: The Professional- (1995 – Fransa)

Yönetmen: Luc Besson
Acımasız bir tetikçi. Küçük bir kız. Birbirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyleri yoktur Usta oyuncu Jean Reno ve Natalie Portman, soğukkanlı bir katil ile küçük bir kız arasındaki sıra dışı bağı anlatan bu kült filmde bir araya geliyor.

-21-

Mandalina Bahçesi – Mandariinid (2013)

Yönetmen: Zaza Urushadze
Sene 1990. Abazya’daki bir Estonya köyüneyiz. Yaklaşan Gürcü ve Çeçen savaşı üzerine tüm köy halkı Osetya’ya göç etmiştir. Abhazya Savaşı’na ışık tutan ve savaştan etkilenen insanların yaşamına gerçekçi bir bakış açısı sunan Gürcistan – Estonya ortak yapımı olan filmde mandalina yetiştiren yaşlı bir adamın hikayesini anlatıyor.

-23-

Makinist – The Machinist (2005)

Yönetmen: Brad Anderson
Trevor Reznik adlı bir makine operatörü uyuma yeteneğini kaybeder. Fakat bu sıradan bir uykusuzluk sendromu değildir. Aşırı yorgunluk ve uykusuzluk yüzünden fiziksel sağlığı ve akli dengesi bozulmaya başlar. Yanında çalışanlar en başta görünüşündeki tuhaflıktan ötürü ondan ürkmeye başlarlar ancak dükkanda onun da karıştığı bir kaza sonucu adamlardan biri kolunu kaybedince adamları karşısına almış olur. Kaza yüzünden Trevor’ı suçlarlar. Artık hem kendisi hem de diğerleri için bir engel haline gelmiştir ve adamların tek isteği Trevor’ın gitmesidir. Çalışanların onun işten atılması için komplo kurmaya başlamalarını anlayınca Trevor’ın suçluluk duygusu zamanla şüphe ve paranoyaya dönüşür, acaba daha kötüsünü mü beklemelidir? Önce evinde gizli notlar bulur. Tüm bu gizemler, Trevor’ı delirtmek için kurulmuş bir entrikanın parçaları mıdır? Yoksa her şeyin sebebi aşırı uykusuzluk ve yorgunluk mudur? Olup bitenleri anlayabilmek için meydana gelen tuhaf olayları araştırmaya başlayan Trevor’ın hayatı uykusuz bir kabusa dönmeye başlar. Daha fazla öğrendikçe aslında daha azını bilmiş olmayı tercih eder.

-24-

Melekler Şehri – City of Angels (1998)

Yönetmen: Brad Silberling
Hastalarından birini hiç sebep yokken ameliyat masasında kaybeden kalp cerrahı Dr Riceın kendine güveni alt üst olmuştur. Los Angeles üzerinde gezinen melek Seth o sırada her ne kadar ölen hastaya yardım için orada bulunsada Maggieden etkilenir ve onun kendine olan güvenini tekrar kazanmasında yardımcı olmaya karar verir. Bu arada ona aşık olur ve sonunda bütün risklerine rağmen görünmez bir ruh olmaktan çıkar ve şüpheli bir yabancı haline gelir. Kadere inanmayan Maggie ise Seth`e daha öncekilerle kıyaslanmayacak derecede aşık olur. Bu arada Maggie ile beraber olmak için göklerden ve meleklikten vazgeçen Seth, yeryüzündeki karmaşık hayatı yaşadıkça umutsuzluğa kapılır. Acaba aşk, kişinin temel özelliklerinden vazgeçebileceği kadar değerli midir?

-25-

Medyum – Red Lights (2012)

Yönetmen: Rodrigo Cortés
Üniversitenin psikoloji bölümünde öğretim üyesi olan Margaret Matheson ve asistanı Tom Buckley, ruh çağırma, psişik güçler, telepati vb. metafizik olarak tanımlanan olayları ülke çapında araştırarak, sahte medyumların ipliğini pazara çıkartmaktadırlar. İnsanları çeşitli, kurnaz yöntemlerle kandıran şarlatanlar çok büyük paralar kazanmakta, dahası ciddi hastalıkları olan insanları tıbbi yöntemler yerine bu sahte güçleriyle tedavi ettiklerine inandırmaktadırlar, fakat ünlü medyum Simon Silver 30 yıl sonra yeniden gündeme gelip, gösterilere çıkmaya başlayınca Tom, Margaret’ın tüm ısrarlarına rağmen Silver’ın da peşine düşmek, bir yalancı olduğunu ispat etmek ister.

-26-

Onaltıncı Raund – The Hurricane (1999)

Yönetmen: Norman Jewison
Rubin ‘Hurricane’ Carter sorunlu çocukluk ve gençlik yıllarını geride bırakarak 1960’ların en önemli ortasiklet boksörlerinden biri haline gelmiştir. 1966 yılının bir gecesinde Carter’ın tüm yaşamı değişecektir. Della Pesca adlı kötü niyetli bir polis tarafından Carter ve diğer masum bir kişi tutuklanarak, üç kişiyi öldürmek suçundan cezaevine girer. Gerçeği anlatmaya çalışmasına ve tüm çabalarına rağmen Carter hiçbir zaman serbest kalamayacağını anlar. Yıllar geçer ve 15 yaşında Kanadalı bir çocuk olan Lesra Martin, Carter’ın yazdığı ’16. raund’ adlı kitabı alır. Kitaptan çok etkilenen Lesra, ailesi ile birlikte gerçekleri ortaya çıkararak Carter’ın 19 yıl sonra olsa serbest kalması için çabalamaya başlar.

-27-

Siyah Kuğu – Black Swan (2011)

Yönetmen: Darren Aronofsky
New York’ta yaşayan Nina genç ve yetenekli bir balerindir. Hayatının tamamını kapsayan dans en büyük tutkusu ve yaşam amacıdır. Nina, eski bir balerin olan ve kızına sürekli dans konusunda hırs aşılayan annesi ile birlikte yaşıyordur ve büyük gösteri zamanında yaşadığı piskolojik dengesizlikler onun içindeki ikinci bir kişiliğin ortaya çıkmasına sebep olur.

-28-

Stigmata (1999)

Yönetmen: Rupert Wainwright
Rahip Andrew Kierman Vatikan tarafından, Brazilya da yaşanan bir olayı araştırmak için görevlendirilir iddiaya göre İsa heykelinin gözlerinden kan akmaktadır ve bu olayı araştırırken başka bir olay daha gündeme gelir Frankie Paige isimli bir kadının vucudunda yaralar çıkar ve stigmata teşhisi konur.

-29-

Truman Show – The Truman Show (1998)

Yönetmen: Peter Weir
Hikayemizin kahramını Truman çok güzel bir adada yaşamaktadır. Fakat bu ada, Truman dışında her şeyin sahte olduğu bir ortamdır ve doğduğu günden itibaren devamlı olarak seyirciler tarafından izlenmiştir. Truman ise bunun hiç farkında olmaz, ta ki öldüğünü sandığı babasını görene dek.

-30-

Yedi – Se7en (1996)

Yönetmen: David Fincher
Bir seri katilin Hristiyanlık inançlarına göre kibir, açgözlülük, şehvet düşkünlüğü, kıskançlık, oburluk, yıkıcılık ve tembellik olan 7 ölümcül günahı işleyenleri kendi yöntemleriyle öldürmesini konu alan filmde cinayet masasından iki dedektif bu seri katilin peşine düşer.

-31-

Yeşil Yol – The Green Mile (2000)

Yönetmen: Frank Darabont
Mucizeler hiç beklemediğiniz anlarda ve yerlerde gerçekleşebilir, hatta Cold Mountain Cezaevinin birhücresinde bile John Coffey, doğaüstü güçlere sahip bir mahkumdur. Tom Hanks ise bu hapishanede görevlidir. Yeşil Yol, hastalık, ölüm, iyilik ve kötülük üzerine etkili bir filmdir.

-32-

Zindan Adası – Shutter Island (2010)

Yönetmen: Martin Scorsese
Massachusetts’te suç işlemiş akıl hastalarının tedavi gördüğü adadaki hastanede bir hastanın ortadan kaybolmasıyla ilgili soruşturmayı üstlenen iki polis müdürü kendilerini şiddetli bir kasırganın ve mahkumların ayaklanmasının tam ortasında bulurlar ama asıl konumuz bu paradoksun içinde gizlidir.

-33-

21 Grams – 21 Gram (2003)

Yönetmen: Alejandro González Iñárritu
Oscar adayı yönetmen Alejandro González Iñárritu’nun, zaman geçişleri ile dikkati çeken filmde üç kişinin, yollarını kesiştiren bir trafik kazasını konu alıyor. Paul Rivers, eşini seven ve hayatta kalmak için kalp nakline bel bağlamış, ağır hasta bir matematik profesörüdür. Christina Peck, bir zamanlar uyuşturucuyu da çare arayışlarına dâhil ettiği mutsuzluğunu ardında bırakmış, iki kız çocuk annesi bir ev kadınıdır. Jack Jordan ise türlü kirli işlere bulaşmış, sonrasında eşi ve çocuklarına sahip çıkarak, mutluluğu dini inanışta bulmuş, eski bir sabıkalıdır, kahramanlarını, ardı arkasına eklenen rastlantılarla, sevgi, sadakat, cesaret, tutku ve suçluluk gibi duygularla yüzleştirirken, “şans” denen şeyin hayatları, telafisi mümkün olmayan biçimde nasıl değiştirebildiğini gözler önüne sermektedir.